11 Nisan 2013 Perşembe

Savas ve gelip giden Anilar Üstüne


Size savasla ilgili bir ani anlatayim mi dedi dede torunlarina, anlat dedi torunlar hepbiragizdan. Dede bogazini temizledi, gidip gelen aklini toparlamaya calisti. Gözlüklerini düzeltti ve cocuklara sinsice bir bakis atti. Savas dedi dede, dede dedi torun, daha yuksek duyamiyoruz sesini. Bir daha savas dedi dede, savasla ilgili anim, olsaydi eger, ne su an siz olurdunuz, ne de ben size bu aniyi anlatabiliyor olurdum. Savas hakkinda soyleyecegim tek sey, yangindan en son onu kurtarin, hatta birakin yansin.

9 Nisan 2013 Salı

En Güzel Hikaye


En güzel hikayem neydi diye düsündü bir yazar. Gök gürledi o an. Yagmur damlaciklari pencereye vurmaya basladi, ay isigi odadan iceri süzülüyordu. Tahammülü yoktu yazarin güzel seylere, kapatti pencereyi, yagmur damlalarinin sesine tikadi kulaklarini ve bir daha düsünmeye basladi en güzel hikayesi hangisiydi. Aklindan iki üc yasanmis olay, üc dört kurmaca hikaye gecti. Sonra baska yazarlardan okuduklari geldi aklina. Hic biri tatmin edemedi onu. Aklinda bir karga, kurgulanmis bir fablin icinde bir nara atti. Yazarin kulaklari cinladi. Bir parca peynir verdi kargaya susmasi icin. Yemedi peyniri karga, uctu gitti kendiliginden. Asklarini dusundu yazar ve sonra düslerini, sonra ikisinin karismakta oldugunu farketti birbirine. Durduramadi düsmekte olan bir cocugu ve ucmakta olan bir menekse yoluna devam etti rüzgarla. Tirnaklarina bakti yazar. Nasilda paramparcaydi. Önce bir yildirim aydinlatti ortaligi ve bir daha gök gürledi. Yildirim bu sefer aklina düstü yazarin ve parcalar oturdu yerine o an. En güzel hikayem dedi yazar, bir sonraki hikayem olacak. 

3 Nisan 2013 Çarşamba

Buğulu İmgeler



Atiyorum kelimlerini artik. Tahammülüm yok. Konusmalar anlamsiz, ici bos bir gurultu. Ugultudur artik sadece kulaklarimda cinlayan ve aklimda dolasan imgeler bugulu. Gecmis ve gelecek yoktular, sadece su an diyecek kadar bile inanmiyorum anlara. Ve bir gökkusaginin katledildigi topraklarda, duyuyorum huzunlu agidini bulutlurin. Tersyuz olmus bir gökyüzünün vefasiz bekcisiyim gecelerde ve cocukca inaniyorum hala gunesin dogusuna. Rüzgar mesela, hala haberler getirir bana uzaklardan, kokular getirir duymadigim daglarin eteklerinden, ve bahar yagmurunun altinda islanan gölgeme, kaybettigi eski bir dostunu getirir. Gölgeler ki onlar bile cekip gitmeyi tercih ettiler bu gece vakti. Artik ben hic durmam burada.

31 Mart 2013 Pazar

Bilmem ki bu nedir?


Bir arayislar curcunasindan, bitmek bilmeyen ucsuz denizlerin öteki ucundan geliyorum. Yabanciyim buralara. Ama tanirim suda yüzen baligi. Ve bütün gün calisan ari da yakin arkadasimdir. Kuslarla beraber seyahat ederim. Ve cogunlukla kulagimda rüzgarin getirdigi bir türkü yahut agac yapraklarinin bitmeyen siiri var. Yanlizlik diyorum, insanin öteki yarisi. Kaybettigi, bulamadigi tarafi yanlizlik insanin. Kum taneleri elimde parcalanir ve bir limon cekirdegi düserken topraga, bulacaksin yanlizligi. Ve yanlizligi bulmak onu kaybetmektir aslinda, o zaman anlayacaksin.

24 Mart 2013 Pazar

EVVELA



Sen eskiden „evvela“ derdin hani.
Ne güzel sözmüs meger „evvela“.
Evvela ögrenmeli insan
hic bir sey dogustan ogrenilmez. -Sevgi bile-
Bir gülüsün vardi, sanki denizlerdeki dalgalari gorurdum gözlerinde
Ve o gözler ki neler görmüs kim bilir
Ve nelere katlanmis tahmin bile edemem.
-Gözlerin gördügü acilari eller anlamaz-
Ve ellerin, emegin hamuruyla yogrulmus
saclarin alin teriyle islanmis
yillarla kirlasmis bembeyaz olmus belki de.
Sesin bile bir baska cikardi.
Islik da calardin hani
ama oyle keyifle sarki söylemek icin degil hem de hic degil
aksine insanlari sagir eden ugultuyu bastirmak icin bazan
O ugultudan bir tek ikimiz duyardik feryatlarini insanlarin
Ama bir tek sen cevap verebilrdin onlara.
Sozlerin hala yankilanir kulaklarimda
Özlüyorum seni be usta. 

Kemal Korkutan

23 Mart 2013 Cumartesi

Yalniz Olmak



Yalnizligim dedi asker, sahip oldugum tek seyim. Kimi kimsesi yoktu gercekten, mali mülkü de yoktu. Bir paket sigarasi vardi cebinde, delicesine sevdigi. Cikardi yakti bir tane sigara gecenin karanligina. Elleriyle siper etti atesi, cünkü bilirdiki en ufak bir isik bile rahatsiz ederdi karanliktakileri. Veryansin ates dedi asker bir anlik heyecanla. Sonra dediklerinden korktu, gitti bir agacin gözükmeyen gölgesine oturdu. Yalnizligi ile yalnizdi. Hayalleri onun günlük ihtiyaciydi. Onlarla beslenirdi ama ucu ucuna yeterdi hayatta kalmasina. Peki ama hayalleri, hayalleri askerin degil miydi? Hayir degildi. Hayaller dedi, yaslanmaktan yaslanmis bir yalnizlik zamaninda, baskalarinin gölgeleridir, hafizamizda iz birakan. Asker kalkti ayaga. Belini dogrulttu alacakaranlikta. Gün doguyordu.

Sarı Şemsiye


 
Selçuk, tek odalı bir apartman dairesinde büyüdü.
Yatağı anne ve babasınınkinin yanındaydı.
Gıcırdayan yatakta gece dönmeye korkardı.
Sabah erken uyanıp amaçsızca dolaşır, gazetenin resimlerine bakardı.

Selçuk’un eline bayramlarda bir miktar para geçerdi.
aslında Selçuk’un eline sadece bayramlarda para geçerdi demek daha doğru.
Neyse o zamanlar 11 yaşındaydı ve insanlara yardım etmek istiyordu.
El öpebildiğinden beri biriktirdiği sermayesini kullanmanın zamanı gelmişti.
Bu nedenle herkesden gizli sarı bir şemsiye aldı.
birkaç tane keçeli kalem şemsiyenin üzerine kocaman harflerle yazdı:
“TAKSİ”…

Heyecanla pencerenin önünde düşecek ilk yağmur damlasını beklemeye koyuldu.
Ona göre insanların habersiz yağmur karşısında ıslanmaları büyük haksızlıktı
evinin önünde yağmur yağdı mı, dünyadaki herkesin ıslandığını sanardı
ama o ve sarı şemsiyesi artık bu adaletsizliğe karşı koymaya hazırdı.

Bir mevsim bekledikten sonra önce ağaçlardan yapraklar döküldü
sonra gökten bir damla düştü,
yoksa yağmur mu?
Bir damla daha düştü!
evet, evet bu kesinlikle yağmur olmalı!
Bir damla, bir damla ve bir damla daha…

Selçuk yatağının altındaki sarı şemsiyeyi kaptığı gibi fırladı sokağa
elinde birkaç poşetle yağmura yakalanmış bir teyze gördü,
hemen yanına koşup gideceği yere kadar götürdü.
Sonunda teyze, Selçuk’un eline çıkarıp birkaç lira tutuşturdu.
Oysa onun paraya ihtiyacı yoktu, para için yapmamıştı bunu
bir küçük teşekkür bekliyordu sadece, o her şeye yeterli olurdu.

Şaşkın halde etrafına bakarken yağmurdan kaçan bir adam gördü.
Hemen yanına koştu ve şemsiyeyi açtı,
üzerindeki taksi yazısını gören adam, Selçuk’un güleryüzüne
“Hadi ordan piç kurusu, sana verecek param yok benim!” dedi ve
yön değiştirerek oradan uzaklaştı.

Selçuk, neredeyse ağlamaklı bu sefer karşısına bir grup öğrenci çıktı,
yardım etmek için ıslak gömleklilere yanaştı ama yanaşmaz olaydı
bir güzel dayak yemekle kalmadı bir de şemsiyesini çaldırdı
Oysa dedi kendi kendine gözleri yaşlı bir şekilde
isteselerdi zaten verirdim şemsiyemi…

Selçuk bir küçük teşekkür bekliyordu sadece,
O, mevsimlerce alacağı teşekkürlerin ve değiştireceği hayatların hayalini kuranlardandı

Bir daha bayramlarda el öpmedi…



Tel Cambazı

15 Mart 2013 Cuma

Savaşı hep anneler kaybeder



oğlanlar ellerinde silah cepheye gider
ağlaşır evlerde gözü yaşlı anneler.
Ve silahı sıkan oğullar da olsa
kurşunu yiyen analardır bağrında.
Ve savaşın tek bir sonucu olur
Ana yüreğinde;
O da mağlubiyettir, en derinlerde... 

Kemal Korkutan

Hikayenin Anatomisi



Rüzgarlar anilarini tasirdi bir ana karakterin. Bir baska ana karakter ise bir rüzgar avina cikmisti, sevdigine haber salabilmek icin. Yan karakterler mutsuzdular. Onlarin da hikayeleri vardi, ana karakterlerden daha anlatilasi, onlarinkinden daha derin yasanmis anilari vardi. Mekan ve zaman ise umursamazdi cogunlukla olan biteni. Onlar icin anlatilandan daha onemliydi surekli orada olmak. Sanki her seyin farkinda ama olan bitene müdahale etmeme gayesinde olan yaslilar gibi dururlardi bir kösesinde en renkli hikayelerin.  Tasvirler de sürekli topraktan fiskiran yoncalar gibidir. Onlarsiz toprak cok daha kuru, cok daha bayattir. Peki ya yazar, yazar nesi olur bir hikayenin? Yazar bir hikayenin icinde bir nefes alis verisidir bir karakterin. Bir cicegin özüne ulasan bir aridir. Yagmurdan sonraki toprak kokusudur yazar, var olup olmadigi belli olmayan. Bir yazar, baska birinin sildigi unutulmus bir karakterdir artik okunmayan bir hikayenin icinde.

14 Mart 2013 Perşembe

Kayip Kirpinin Kaybolan Hikayesi


Dalgalar üst üste geliyor. Dalgalar büyük, dalgalar hizli, köpük köpük. Kumsalda bir kirpi, yolunu sasirmis, anlamaya calisiyor olan biteni. Bir adam eline aliyor kirpiyi, kaldiriyor yukariya. Kirpi saskin, yasamadi önceden hic böyle bir his. Ayaklarini oynatiyor ama gidemiyor. Burnu kasiniyor o an kirpinin. Hapsiriyor apansiz kirpi. Ve adam cok yasa diyor kirpiye, kirpinin bakislari anlamsiz. Karsisinda koca engin deniz, kimin ellerinde oldugunu bilmedigi bir dünya. Kafasi karisik kirpinin. Gözleri karariyor sonra ve bir anlik bas dönmesi. Sonrasi, sonrasi koca bir hiclik bu hikayenin.

Issiz Bir Asker



Yorulmustu asker. Yurumekten, durmadan dinlenmeden yurumekten. Silahi agirdi, sirtinda tasiyordu onu, emanetti. Daha sikmasini bilmezdi onu. Sirtinda hain bir dostunu tasir gibi tasidi onu. Ve sonra, evet sonra birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Mevsimlerden bahardi. Karsinda ucsuz bir deniz vardi. Denize dogru silah dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Denizin ustu bulut, bulutun üstü yine denizdi. Beyaz bulutlara silah dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Karsisinda kuslar ucuyordu. Insanlar yaniliyordu, kuslara da silah dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Selamini aldi bir marti askerin, iletmek uzere uzak diyarlara. Uzak diyarlar, cok da uzak degildirler aslinda, dedi marti ve ulasmasi gereken her selam ulasir elbet sahibine. Adamin gözlerinde deniz vardi ve denizlerde kaybolmus bir ruhun hazin gölgesini görebilirdi, kör marti. Titredi o an her sey. Asker, marti ve saat titredi. Titredi yasli cinar, titredi otlar, böcekler, sevdalar. Kendine ceki düzen verdi asker. Önce öksürdü, sonra bogazini temizledi. Silahi yerde duruyordu. Tenezzül edip egilmedi bir daha silahi almak icin. Döndü martiya sirtini, yüzünde tuhaf bir gülümseme, günese dogru yola koyuldu.