14 Mart 2013 Perşembe

Issiz Bir Asker



Yorulmustu asker. Yurumekten, durmadan dinlenmeden yurumekten. Silahi agirdi, sirtinda tasiyordu onu, emanetti. Daha sikmasini bilmezdi onu. Sirtinda hain bir dostunu tasir gibi tasidi onu. Ve sonra, evet sonra birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Mevsimlerden bahardi. Karsinda ucsuz bir deniz vardi. Denize dogru silah dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Denizin ustu bulut, bulutun üstü yine denizdi. Beyaz bulutlara silah dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Karsisinda kuslar ucuyordu. Insanlar yaniliyordu, kuslara da silah dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Selamini aldi bir marti askerin, iletmek uzere uzak diyarlara. Uzak diyarlar, cok da uzak degildirler aslinda, dedi marti ve ulasmasi gereken her selam ulasir elbet sahibine. Adamin gözlerinde deniz vardi ve denizlerde kaybolmus bir ruhun hazin gölgesini görebilirdi, kör marti. Titredi o an her sey. Asker, marti ve saat titredi. Titredi yasli cinar, titredi otlar, böcekler, sevdalar. Kendine ceki düzen verdi asker. Önce öksürdü, sonra bogazini temizledi. Silahi yerde duruyordu. Tenezzül edip egilmedi bir daha silahi almak icin. Döndü martiya sirtini, yüzünde tuhaf bir gülümseme, günese dogru yola koyuldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder