Issiz Bir Asker
Yorulmustu asker.
Yurumekten, durmadan dinlenmeden yurumekten. Silahi agirdi, sirtinda tasiyordu
onu, emanetti. Daha sikmasini bilmezdi onu. Sirtinda hain bir dostunu tasir
gibi tasidi onu. Ve sonra, evet sonra birakti silahini yemyesil otlarin ustune.
Mevsimlerden bahardi. Karsinda ucsuz bir deniz vardi. Denize dogru silah
dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin ustune. Denizin ustu bulut,
bulutun üstü yine denizdi. Beyaz bulutlara silah dogrultulmazdi. Birakti
silahini yemyesil otlarin ustune. Karsisinda kuslar ucuyordu. Insanlar
yaniliyordu, kuslara da silah dogrultulmazdi. Birakti silahini yemyesil otlarin
ustune. Selamini aldi bir marti askerin, iletmek uzere uzak diyarlara. Uzak
diyarlar, cok da uzak degildirler aslinda, dedi marti ve ulasmasi gereken her
selam ulasir elbet sahibine. Adamin gözlerinde deniz vardi ve denizlerde
kaybolmus bir ruhun hazin gölgesini görebilirdi, kör marti. Titredi o an her
sey. Asker, marti ve saat titredi. Titredi yasli cinar, titredi otlar,
böcekler, sevdalar. Kendine ceki düzen verdi asker. Önce öksürdü, sonra
bogazini temizledi. Silahi yerde duruyordu. Tenezzül edip egilmedi bir daha
silahi almak icin. Döndü martiya sirtini, yüzünde tuhaf bir gülümseme, günese
dogru yola koyuldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder